Avukat

Bilal Sinan BAŞARAN

İlkokulu Antalya/Serik’te tamamlayan Başaran, Mustafa Gürkan Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde hukuk eğitimi almıştır. Antalya Barosu’nda yaptığı avukatlık stajının ardından kurduğu avukatlık bürosuyla serbest avukat olarak avukatlık mesleğini icra etmektedir.

Isparta Mustafa Gürkan Anadolu Lisesi Okul Öğrenci Meclis Başkanlığı, 10. Dönem Türkiye Öğrenci Meclisi Isparta İl Öğrenci Meclis Başkanlığı görevlerini ifa eden Başaran, üniversite eğitimi aldığı sırada çeşitli medya kanallarında açık oturum ve tartışma programlarına katılmıştır. Çeşitli sivil toplum örgütlerine üye olarak çalışmalar yürütmüştür.

Avukat Bilal Sinan Başaran, kurduğu avukatlık bürosuyla Ceza Hukuku, Yabancılar Hukuku, İdare Hukuku, Gayrimenkul Hukuku, Tazminat Hukuku, İş Hukuku, Miras Hukuku, Aile Hukuku, Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku ve İcra-İflas Hukuku başta olmak üzere birçok hukuk alanında avukatlık faaliyeti yürütmektedir.

Avukat ve müvekkil ilişkileri karşılıklı güven esasına dayanmaktadır. Bilal Sinan Başaran Avukatlık Bürosu, XXI. yüzyılda hukukun ve avukatlık mesleğinin hak arama özgürlüğünün en önemli güvence mekanizması olduğu bilinciyle, avukat-müvekkil arasında temel ilkelere hassasiyet göstermektedir.

Bilal Sinan Başaran, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler ve Uluslararası İlişkiler (Lisans) programı öğrencisidir.

bsinanbasaran-avukatlik-burosu-hakkimizda

İlkelerimiz

MİSYONUMUZ

Mevzuattaki değişiklikler ve bu değişikliklerin müvekkillere etkileri hususunda müvekkillere sürekli bilgi akışı sağlanarak “Önleyici Hukuk” hizmeti verilmesi sayesinde birçok hukukî sorunun henüz oluşmadan çözümlenmesi misyon olarak benimsenmektedir.

TEMEL HEDEFİMİZ

Bilal Sinan Başaran Avukatlık Bürosunun temel hedefi yüklenilmiş olan iş ve işlemlerin müvekkil açısından hiçbir hak kaybına sebep vermeyecek şekilde etkin, ivedi ve sonuç odaklı bir anlayış içinde çözülmesidir.

“Hukuk, hiç kimse onu bulandırmadığı ve ihlal etmediği sürece, teneffüs ettiğimiz hava gibi, görünmez ve tutulmaz bir şekilde etrafımızı kaplar. Hukuk, ancak kendisini kaybettiğimizi anladığımız zaman değerinin farkına vardığımız sağlık gibi sezilmez bir şeydir.”

-Leadri

Ziyaretinize müteşekkiriz…

bsinanbasaran-avukatlik-burosu-tesekkurler

Kıymetli ziyaretçimiz,

Bilal Sinan Başaran Avukatlık Bürosu’nun internet sitesini ziyaretinizden ziyadesiyle memnuniyet duyduk…
Adalet her toplumun temelidir. Adalete erişim ise yalnızca hukuk yoluyla olur. Hiç kimse, hiçbir vatandaş hatta tek bir yurttaş dahi ihkak-ı hak talebinde bulunamaz. Hak arama hürriyeti ile yargılama ve hüküm verme erki tarihin erken dönemlerinden itibaren birbirinden ayrılmıştır.

İnsan yaşamında gerçek yol gösterici bilimdir, akıldır. Bilimden uzaklaşmış, aklını kullanma, soru sorma, muhakeme etme, öğrenme, anlama ve kavrama yetisini yitirmiş, salt inandıklarının tutsağı olmuş insanlar tarih boyunca ya birilerinin kölesi olmuşlar yahut yabancıların boyunduruğu altına girerek kimliklerini, kişiliklerini, özgürlüklerini ve değerlerini yitirmişlerdir.
Bilgi ve birikimden yoksun kalmış, çağın ve uygarlığın gerisinde olan toplumlar ‘yeni bir şey’ söyleyemezler ve hiçbir farkındalık oluşturamazlar. Adaletli bir toplum düzenini ise kat’iyen kuramazlar. Böyle bir ülkenin vatandaşları da kendilerine benzeyen yetersiz, birikimsiz, ilkesiz insanları devletin köklü kurumlarının, önemli makam ve mevkilerinin başına getirerek, idarecilerin ve bürokratların tutsağı olurlar. Tarif ettiğimiz türden idareciler adil olmayan kanunlar yaparak kendilerine ‘içinden çıkıp geldikleri’ halk tarafından tevdi edilen yetkilerini kötüye kullanırlar, kendi çıkarları ile kendilerini ve yandaşlarını koruyup kollarlar. Çıkardıkları kanunların çoğu hukuka, adalete ve hakkaniyete aykırıdır. İşte böylesi bir durumu ünlü düşünür Immanuel Kant “Adalet dünyadan kalkarsa, insan hayatına değer verecek bir şey kalmaz.” diyerek tarif etmiştir. Adalet olmayınca, yeryüzünün bir anlamı kalmadığı gibi, insanın mevcudiyetinin de hiçbir kıymet-i harbiyesi olamayacaktır.

Hukuk; doğal, tarihsel ve toplumsal süreçlerin bir ürünü ve nihai bir sonucudur. Kadim tarihî süreçleri gözardı eden toplumlar ise mahkûm oldukları yönetimin çıkardığı yasaların altında çoğu kez ezilmişlerdir. Kendi elleriyle inşa ve ihya ettikleri düzenin, yönetim sisteminin pek çok emredici ve düzenleyici hükmü ‘kanuna uygun olsa da’ adalet ve hakkaniyete aykırı olmuştur.

Doğal hukuk, insanların birlikte yaşamaya başlamasıyla birlikte, daha yönetimler ve idare edenler mevcut değil iken, yasalar çıkarılmadan evvel, yaşam koşullarına uygun bir biçimde zamanın etkisi ve yaşanan olayların tesiriyle oluşturulmuş ortak kurallar bütünüdür. Topluluk olarak yaşamak ve birbirlerinden faydalanmak için bir araya gelen insanlar, beşerî münasebetlerini bir takım kurallar, davranış biçimleri ve alışkanlıklar oluşturarak bunları uyulması zarurî gelenek ve görenekler haline getirdiler. Böyle bir oluşuma toplum sözleşmesi denilmektedir. İslâm medeniyetinin ünlü düşünürü Farabi “Sevginin kurduğu devleti adalet devam ettirir.” der… Batı düşüncesinde karşılığını ‘toplum sözleşmesi’ olarak alan hâl, aslında İslâm geleneğinde Farabi’nin tabiriyle ‘sevginin kurduğu ve adaletin bâki kılacağı devlet’ anlamını tekemmül ettirmektedir.

Hukukun üstünlüğü ise bizatihi hukukun kendisi tarafından oluşturulan; inanç, dil, ırk, mezhep ve meşrep ayrımı gözetmeksizin tüm insanlığa karşı keyfî güç kullanımına, zorbalığa karşı engelleyici bir erdemdir. “Adalet Kâinatın Ruhudur.” der Ömer Hayyam… Adalet ile ilgili, adil yönetici ve yönetimle ilgili tüm inanç sistemlerinin, kültür ve medeniyet birikimlerinin temele aldığı esas da işte budur…

Hukuku merkeze almayan yönetim biçimleri tarafından ortaya konan “hukuk düzenleri” doğal, tarihsel ve toplumsal kurallara uygun olmayan; hakkaniyete, adalete ve insan haklarına aykırı bir düzeni ortaya çıkartacaktır. Böyle bir düzenin içerisinde adil bir netice beklemek ise ancak nafile bir heves olarak kalacaktır. Türk Edebiyatı’nın güzide kalemi Ahmet Hamdi Tanpınar “İnsan bir Hak’tan bir de haksızlıktan korkmalıdır.” der. Hukuku hayatının merkezine almayan hiçbir düşünce yapısı ve yaşayış biçimi ne hazindir ki haksızlık girdaplarında boğulmaktan kurtulamayacaktır.

Adaleti tesis etmek ve devam ettirmek için “Adalet mülkün temelidir.” diyen Hz. Ömer’i anlamaya çalışmak şarttır. Evleviyetle ‘Mülk’ kelimesinin insanların, bireylerin bir arada yaşayarak var ettikleri ‘Devlet’ demek olduğunu anlamamız lâzım gelmektedir. Batılı bir düşünür olan James Madison ise “Adalet devletin amacıdır.” diyerek adaletin, hakkaniyetin ve adil olmanın devlet aygıtının temel felsefesi olma hassasiyetini kesbetmiştir.
Yeryüzü var olduğundan beri tüm insanlık, inanç sistemleri, medeniyet ve kültürler; hukuku, adaleti önceleyecek tavır ve davranışlar takınmışlar, ilk toplumlardan itibaren kişilerin kişilerle, kişilerin devlet aygıtıyla, devletlerin diğer devletlerle ilişkilerinde hukuk her zaman temel ve kurucu bir vazife üstlenmiştir.
Geçmişten günümüze, insanlık tarihine eşdeğer bir tarihi olan, üzerinde derin ve kapsamlı tartışmalar yapılagelen, ‘mutlak ve ortak iyi’ olarak kabule şayan görülen Adalet’e hakkıyla hizmet edebilme, hukuka uygun kararların alınmasında Yargı’nın üç sacayağından biri olarak hisse sahibi olabilme temennisiyle…

BİLAL SİNAN BAŞARAN
KURUCU AVUKAT